Nis 9, 2017
305 Views
5 1

Üstada Mektup 17

Written by

Sevgili Üstad,
Yağmurdan sonraki sakinliğiyle şehir beni denizkızı edasıyla büyülüyordu. Mektuba bu cümle ile başlamaya dün gece tiyatroda karar verdim. Normalde açıklamam gereken birçok mesele var. Hangisine değinsem diye düşünürken zaman geçiyor ve yine kararsızlıkla kalıyorum. Bunları yazmadan önce anlatmam gerekenler var ama hala devam ediyorum. Ya hep böyle devam ederse? Asıl anlatmak istediklerime hiçbir zaman değinemezsem, yüzleşemem ki kendimle… Geriye sadece kendini alt etmek isteyen bir adam kalır. ‘’Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar.’’

Sevgili Üstad,
Dün. Beyoğlu’ndaydım. Pera. Şişhane metrosunun çıkışında bekliyordum. Yürüyen merdivenlerden usulca yeryüzüne çıkarken, alacakaranlık havanın etkisiyle bir tebessüm düştü dudaklarıma. Kafamı kaldırdım ve gökyüzüne baktım. Zarafetinden ödün vermeyen yağmur tane tane saçlarıma, yanaklarıma, düşüyordu. Eski mimarinin heybetiyle apartmanlar gözcü gibi, yeni gelen bu adamı izliyordu. Sokak lambalarının ışıkları ıslak asfaltın üzerine yayılmıştı. Bir yerde oturup onu beklemek istedim. Metro çıkışının hemen sol çaprazında kırmızı bandanalı pizzacı vardı. Her şey küçük benzetmeler gibi hırçın ve tatlıydı. Yağmur yağıyordu.
Ellerimi kimsenin görmemesi için ceplerime sakladım. Kararsız adımlarla, nereye gideceğimi bilmeden pervazlarından ölgün bir ışık saçan otellerin, kafelerin, binaların, pansiyonların, barların ve sokak lambalarının arasından geçtim. Telefondan Pera Palace Oteli’nin adresini bulup haritadan baktım. Üç dört dakikalık mesafedeydi. Geri dönüp kafeye girdim, kahve istedim. Her şey güzelce akarken adam ismimi sordu. Benim ismim… Birinin bana hatırlatması gerekiyordu. İsmim, isim… Birkaç hecenin yan yana gelmesi. Aklım karıştı. Adam kalemi karton bardağın üzerinde tutmuş, endişeyle bana bakıp bekliyordu. Ben de endişeliydim. İç cebimden cüzdanımı çekecekken öylece kalmıştım. Ne olmuştu bilmiyorum. Anlık unutkanlıklarımın üzerinden uzun süre geçmişti. Oradan çıkıp gitmeyi düşünürken adam, Beyefendi, dedi. Adama baktım, boş ver ismi mismi kimse yok zaten burada beklerim, dedim. Kahveyi hazırlamaya başladı. Sadece makinaların sesi gelirken, iyi misiniz, dedi.
Manyak mısınız ulan ne iyisi! Görmüyor musun halimi? Kötüyüz işte, ne ha bire bu soruyu soruyorsunuz? demek isterken başımı salladım sadece. İyi dedim, iyi… Kahvemi alıp ne olduğunu bilmediğim binanın kaldırım kıvrımına, metro çıkışını görecek şekilde yaslandım. Bir yudum aldım, yumuşak içimli yapmış. Olmadı. Galata Kulesi’nin bir kısmı binaların ardından gözüküyordu. Burnumun dibinden insanlar geçiyordu. Onu bekliyordum. Kulenin eteklerine doğru benim görebildiğim bir yokuş başka bir otele uzanıyordu. Sol tarafımdaki kaldırımda, binan girişinin merdivenlerine oturan adam sigara içiyordu. Otelin yol kıvrımlarında taksiler durup yolcularını alıyorlardı. Karşı kaldırımdan mahallenin en sakinleri bir lira toplayarak bana doğru geliyorlardı. Otelin penceresine gözlerim takıldı. Perdenin ardında bir gölge tango yapar gibi oynuyordu. Dikkatle izlemeye başladım. Tam bir dönüş aldı, ellerini açtı, küçük bir zıplama, boynunu sağa doğru kıvırdı. Tavana bakarak öylece kaldı, hareket etmemeye başladı. Onu bekliyordum…
Sevgili Üstad,
bu mektubun bir de devamı olmalı, şimdi bulamıyorum. nereye yazdığımı da hatırlamıyorum. ama onu bulmam lazım çünkü eksik kalmış bir mektup tamamlanmayacak bir insanı simgeler. benim için…
Sevgili Üstad,

tütün kağıdına yağmur taneleri düştü,
durmadan içerime çektim onun göz yaşlarını.

Safa Pektaş
Safa Pektaş

Latest posts by Safa Pektaş (see all)

Article Categories:
Deneme

Leave a Comment

error: Siz yazdıysanız, giriş yapıp düzenle sekmesinden kopyalayabilirsiniz.