Eyl 17, 2017
183 Views
1 0

Sözüm Meclisten İçeri

Written by

Dile kolay! Yılkı atlarını anadolu yaylasına salıvereli; koskoca on 5 yıl geçti.
Yediği önünde, yemediği arkasında. Çayır çimen, diz boyu! Arpa yulaf evlek evlek!
Anadolu’nun dağları, ovaları sanki yılkı atları için yaratılmış. Yüksek tepelerde kar, eteklerinde kır çiçekleri var!
Başı boş vahşi atlar mest oluyor bu coğrafyada otlarken! Ne başında yular, ne de ayağında zincir örklü!
İlk bıraktığımız günden beri; her mevsim, başı boş geziyor: yüksek yaylalarda, sahipsiz bozkırlarda…
Sahipsizlik şımarttı yılkıları.
Unuttular, ahırda batmana (hatıla) dökülen bi gözer saman, bir avuç arpayla kıt kanaat geçindikleri günleri.
Boyunlarına takılan amudu, başına geçirilen dizgini arkasına bağlanan dört tekerlekli arabaları unutuverdiler.
Kendilerini kır çiçekleriyle bezeli yayla ve bozkırların efendisi zannediyorlar.
Unuttular, başlarına geçen yuları; ağızlarına takılan gemi!
uuttular, urganla bağlandıkları direkleri unuttular.
Sahipsiz kalınca, küçük tepeleri kendileri yarattı zannediyorlar. Kırçiçeklerinin kendileri için açtığını düşünüyorlar.
Hangi istikamete seyirteceklerini bilmiyorlar.
Kuyrukları havada, yel çıkartarak; ordan oraya koşuyorlar.Koşarken çayır çimende, önüne gelenin ayağına basıyor, canını acıtıyorlar.
Yeşili çok bulunca, gece gündüz demeden yiyor, enselerini şişirdikce şişiriyorlar.
Her adım attıklarında, kuyruk altından zehirli gaz çıkıyor; pimaştan, öbek öbek ,fışkı dökülüyor.
Pislik, gübre diz boyu!
Açık havada pis kokudan, yaban hayvanlarının burun direği kırılmış. Göçmen kuşlar vakitsiz göç yoluna girmiş. Aslan, Kaplan kendini inine kapatmış!
Sadece çakal, sırtlan iz sürüyor; er geç bir gün gelecek yılkıda ölecek leşi bize kalacak umuduyla habire koşuyor!!!

Kavlak Necati

Kavlak Necati

Güneşin doğuşu, Can Kuş'u nun Dünya'ya kanat çırpması ise,
Gün batımı da, açan güllerin solan yaprakları olmalı.
Her gün yeniden doğan, her gün yeniden ölen bir bedenin,
kafesinde çırpınıp durmak zor.
Doğduğum yöre de, taşlar topraktan daha çok.
dağında gökyüzüne, Çam ağacı yerine, Ardıç ağaçları uzanır.
Gövdesi ne tomruk olur, ne de kereste.
Kiriş diye uzatamasın onu duvarın üstüne.
Yanarken saman alevi gibidir, köz bırakmaz geride.
Büyürken fidanı su istemez.
Kışın yağan kar, ve Nisan yağmuru yeter yaşamasına. İğne yapraklarının arasında olur gılikleri.(meyve)
Önce yeşil, sonra siyah.
Acıdır tadı.
İlaç olmaz hiç bir yaraya.
İşte ben böyle bir kıraç toprağın üzerinde yeşermiş,
kökü kayaların altına uzana ağaç gibiyim.
Siz çınar da diyebilirsiniz, koyu gölgesi olan, Meşe'de. Kayın,gürgen zaten hiç olmaz bizim dağımızda.
Dereler kışın akar, yazın kurur.
Avşar'ın soylu kızları suyu kuyudan çeker kovayla.
Kulaçla ölçülür kuyunun derinliği.
Al yazmalı, beyaz tülbentli kızlar, aynayla haberleşir, yavuklusuyla.
Hala öylemi bilmem.
Ben gideli gurbet ele, değişmiştir belki, gelenek ve de töre. Belki orada da geziyordur, genç kızlar sevgilisiyle el ele.
Kim bilir?
Ben buyum işte.
Diğer kimlik bilgilerim kayıtlı nüfus kütüğümde.
İlim ilçem hepsi var.
Bence esas ben, bu satırlarda saklı.
Çözün çözebilirseniz,bu bir bilmece.....
Kavlak Necati

Latest posts by Kavlak Necati (see all)

Article Categories:
Deneme

Güneşin doğuşu, Can Kuş'u nun Dünya'ya kanat çırpması ise, Gün batımı da, açan güllerin solan yaprakları olmalı. Her gün yeniden doğan, her gün yeniden ölen bir bedenin, kafesinde çırpınıp durmak zor. Doğduğum yöre de, taşlar topraktan daha çok. dağında gökyüzüne, Çam ağacı yerine, Ardıç ağaçları uzanır. Gövdesi ne tomruk olur, ne de kereste. Kiriş diye uzatamasın onu duvarın üstüne. Yanarken saman alevi gibidir, köz bırakmaz geride. Büyürken fidanı su istemez. Kışın yağan kar, ve Nisan yağmuru yeter yaşamasına. İğne yapraklarının arasında olur gılikleri.(meyve) Önce yeşil, sonra siyah. Acıdır tadı. İlaç olmaz hiç bir yaraya. İşte ben böyle bir kıraç toprağın üzerinde yeşermiş, kökü kayaların altına uzana ağaç gibiyim. Siz çınar da diyebilirsiniz, koyu gölgesi olan, Meşe'de. Kayın,gürgen zaten hiç olmaz bizim dağımızda. Dereler kışın akar, yazın kurur. Avşar'ın soylu kızları suyu kuyudan çeker kovayla. Kulaçla ölçülür kuyunun derinliği. Al yazmalı, beyaz tülbentli kızlar, aynayla haberleşir, yavuklusuyla. Hala öylemi bilmem. Ben gideli gurbet ele, değişmiştir belki, gelenek ve de töre. Belki orada da geziyordur, genç kızlar sevgilisiyle el ele. Kim bilir? Ben buyum işte. Diğer kimlik bilgilerim kayıtlı nüfus kütüğümde. İlim ilçem hepsi var. Bence esas ben, bu satırlarda saklı. Çözün çözebilirseniz,bu bir bilmece.....

Leave a Comment

error: Yazı yazıldığı yerde, Ayasofya İstanbul\'da güzel...