Kas 12, 2017
149 Views
3 0

Söylenmeyenin Tanımı

Written by

“Ne hissediyorum?” diye sordu kendine. Çok güçlü olduğunu söyleyenler varken o, içine döndüğünde karmakarışık ruh halini azat etmişçesine, ne yapacağını bilmeksizin dolaşıyordu. Ancak insanlar oldukça uzmanlardı. Her duruma söylenecek bir söz vardı nasıl olsa. Kalp kırıklarını canlandıran müziklerin, ruha huzur veren seslerin, yalnızlığın, bırakmışlığın, bilinmeyenin, hissedilmeyenin, özgürlüğün, tutkunun hepsinin hep bir tanımı vardı.  Tanımı yapılan her şeydi aslında. Şey de ne büyük bir kelimeydi.

Yanından geçtiği genç adama baktı. Saçının önüne inmiş bir tutam beyaz saçı, elindeki elektrogitarıyla gözlerini kapatmış ne tesadüf ki onun en çok sevdiği şarkısını hem çalıyor hem de söylüyordu bu genç adam. Uzun uzun uzaktan süzdü bu adamı.  Onun da ne hissettiğini bilmiyordu aynı kendisi gibi. Ancak para kazanmak derdi değildi. Bir kere bile gözlerini açmadı şarkı boyunca bu genç adam. Yanından geçip gidenler, kim bilir ne hayatlar… Soyutlanmıştı o sanki. Haklıydı da aslında. Bırakıp gitmek hepimizin arzusu değil miydi? Her zaman olmasa da zaman zaman arzusuydu.  O bunu 3 dakikalık şarkı süresince başarmıştı. Bir kere gözlerini açıp bakmasını istedi. Belki güç alabilirdi ondan. Hiç tanımadığı o genç adamdan. Belki de ona güç verirdi. Her şeyin bir sebebi sahiden var mıydı? Bu genç adam, kalp kırıklarını canlandıran müziklerin tanımını yapmıştı onun için.

Merdivenleri indi. Kulağından çıkarttığı kulaklıkları tekrar takmak üzereyken; “Burnu beyaz olan mı?” diye bir ses duydu. Kulaklıklarını takmadan kafasını çevirip baktı. Elinde bastonu, gözünde güneş gözlüğü, takım elbiseli bir adam.  “Hayır” dedi onun yanındaki ses, “benim köpeğimin burnu siyah, beyaz olan bugün sanırım gelmedi”. Adam gülümsedi, “burnu beyaz olan da aynı siyah gibi çok tatlıydı” dedi.  Bu sohbeti uzaktan dinlerken içinde fırtınalar koptu. Bu adam görmüyordu. “Yanılıyorum” dedi içinden, bu adam senden benden ondan çok daha net görüyordu. Yüzündeki tebessümde bu netliğin bir ifadesiydi.  Ruha huzur veren seslerin tanımıydı bu adam.  Görünürlüğün berraklığıydı bir de.

Kulaklıklarını taktı, yürümeye devam etti ruhu dolu dolu. Yanından geçtiği her şeye bakıp onlarla içinden konuşurdu hep. İster hayal gücü ister deli, ister… Neyse neydi işte. “Benim tanımlarım” dedi. Özgürlüğün tanımı dans etmekti, bırakmışlığın tanımı o banka oturduğu gündü,  hissedilmeyenin tanımı ayaklarının önündeki topla oynayan kâğıt toplayıcısı çocuktu. Tarifsizlikti, tarif edilemeyendi hatta bu. Bilinmeyenin tanımı gökyüzüydü, yalnızlığın tanımı yalınlıktı, tutkunun tanımıysa yeniden ayağa kalkmaktı.

Peki, tüm bunlar tanımlanması kolay olanlar mıydı?

Değildi, olmayacaktı. Hep tanımlanacaktı, tanımlanmalıydı. Şimdi ne hissettiğini biliyordu.

 

Seher İnceoğlu
Seher İnceoğlu

Latest posts by Seher İnceoğlu (see all)

Article Tags:
· · · ·
Article Categories:
Aforizmalar · Deneme · Edebiyata Dair · Hayata Dair

Leave a Comment

error: Siz yazdıysanız, giriş yapıp düzenle sekmesinden kopyalayabilirsiniz.