May 26, 2017
205 Views
4 0

İstiklal

Written by

Simitlerinden sadece bir tane kalmış; gerisini satmıştı.Birden yanında beliren adama:

-Amca son simit size kısmetmiş…

-Hayır, ben simit almaya gelmedim; babanın mektubunu getirdim.

Büyük bir sevinç, bir heyecanla postacının uzattığı mektubu aldı.Postacı merakla:

-Kaç yaşındasın?

-On dört.

-Bu yaşta neden çalışıyorsun?

-Babam ve annem, o gece hainlerin tanklarının karşısına çıktı. Annem tankın altında can verdi; babamı ise tutukladılar. Kardeşlerime benden başka bakacak kimse yok. Çalışmayıp dileneyim mi?

Postacı böyle bir cevap beklemiyordu, bu genci alnından öptü ve:

-Bağımsızlığımızı,senin gibi yiğitlerin inancıyla kazanacağız!..

Akşam olmakta; güneş usul usul batmaktaydı. Bir yandan bağımsızlığı düşünüyor; diğer yandan hızlı adımlarla eve gidiyordu. Hızlı olmalıydı çünkü birazdan sokağa çıkma yasağı başlayacaktı.İstiklal yaşamak için en gerekli şeydi. Eve ne zaman gideceğine, kaç simit satacağına, hatta ne kadar su içeceğine bile annesinin katilleri karar veriyordu.Ölmek , böyle üç buçuk soysuzun tasmasıyla, kelepçesiyle yaşamaktan daha iyi!.. Bu düşüncelerle eve geldi.

Kardeşlerine seslendi. Kardeşlerinden ses yok.Kendisiyle oyun oynadıklarını düşündü.Evin her köşesini aradı; bulamadı. Belki komşudadırlar diye komşuya gitti.Kapıyı açan amcaya:

-Amcacığım, kardeşlerim sizde mi?

-…

-Bizim evde yoklar da…

-…

-Amca beni duymuyor musun?

-Evlat,kardeşlerin…

-Evet?!

-Kardeşlerin…

-?..

-Kardeşlerin cennetteler…

Bu olamazdı! Belki yanlış duymuştu, belki yanlış anlamıştı…Bir daha sordu:

-Neredeler?..

-Mahallenin bütün çocukları, dışarıda oyun oynarken vurulmuş…

Ne ağzından bir söz çıktı, ne de gözünden bir yaş geldi…Olduğu yere çöktü.Başından aşağı kaynar sular döküldü,tüm vücudu haşlandı sanki; organlarını keskin bir bıçak doğradı, ”vurulmuş’ kelimesini duyunca…Aldığı nefes alev gibi ciğerine doldu.Ciğeri yandı, kardeşlerinin öldürüldüğünü duyunca… O küçük, masum yavrular ölmeseydi de o ölseydi onların yerine…Şimdi kalksa, ”Anne, kardeşlerim…” dese, anne yok…Babasına koşsa, ”Baba, evlatlarını vurmuşlar!” dese, baba da yok… Ve artık kardeşleri de yok…

Kalktı.Okyanuslar kadar hüzün, dağlar kadar acıyla kalktı.Omuzlarında tüm evrenin yükü var gibiydi…Zerre kadar dahi isyan etmedi.Öksüz çocuk, ağır ağır evine gitti.

Komşular yemek getirmişti.Kardeşleri yokken nasıl yemek yiyebilirdi ki?Mindere oturdu.Kardeşleri, annesi yaşardı istiklal olsaydı.Böyle öldürülmezdi hürriyet olsaydı.Askerlerin neden bu cennet vatan için can verdiğini anladı.Darbeciler onların askerleriydi; neden kendi insanlarını öldürüyordu?O darbeciler suyu, elektriği kesmiş; erzakları kısıtlamış, fabrikaları kapatıp, tarlaları yakmıştı.Bunlar bu vatanın evlatları değil miydi?..

Masanın üstüne bıraktığı zarfı gördü.Aldı açtı.Babasının gönderdiği bu mektupta şunlar yazılıydı:

Oğlum,

Biliyorum şu an bir yalnızlık, bir hüzün içindesin. Belki susuz,açsın ama güçsüz değilsin, sen Seyit’in torunusun; koca mermiyi kaldıracak güçtesin! Sen ki küffar ordusunu dağıtacak nefersin! Sen zalimin korkusu; mazlumun umudusun! Haydi kalk evlat! Seni bekliyor meydan!İncinir şehit deden diz çökersen namerde!Haydi kalk!.. Belki paran,silahın yok ama mağlup değilsin sen Ulubatlı’nın torunusun;sura sancağı dikecek şereftesin!Ne duruyorsun, neden hala oturmaktasın?Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!..”

Bir daha okudu, bir daha, bir daha… Sanki yeniden doğmuştu.Bütün hüznü gitmiş yerini cesaret ve gurur almıştı.Korkmuyordu şerefsizlerden hiçbir zaman korkmamış bir ecdada sahip olduğu için; gururluydu dünyayı titreten bir ecdada sahip olduğu için. Neden üzülüyordu ki?Yoksa bu vatan için can veren ceddinin şerefli zaferlerini unutmuş muydu? Mazlum onu bekliyordu, onu bekliyordu vatan…

Dışarı çıkmalı, zalimin karşısına dikilmeliydi. Ama bunu nasıl yapacaktı? Camdan dışarı bakarken gözüne karşıda bulunan kışlanın bayrağı ilişti. Bu olamazdı!Gözlerini kapadı açtı; aynı. Camı açıp baktı; yine aynı… Kışladaki bayrak sökülmüş onun yerine bir paçavra asılmıştı.Hayır, bu olamazdı!..Bayrak şerefti; namustu bayrak…İnsan aç, susuz, parasız hatta ana babasız yaşayabilirdi ancak şerefsiz yaşayamazdı!..Bu şerefsizliğe göz yumamazdı!Belki dövülecek; belki öldürülecekti ama insan şerefi için, şerefiyle ölmeliydi!..Hemen evdeki bayrağı alıp ait olduğu yere asmaya gitti. Rüzgar bir başka esiyordu; gökyüzü bir başka…Her basışında yer titriyordu… Kanı her zamankinden daha farklı akıyordu…Elleri, gövdesi çeliktendi…Dağları kaldıracak kadar güçlü hissediyordu kendini…

Nöbetçinin korkak yüzünü gördü; hızla bayrak direğine davrandı.Paçavrayı alıp yere attı.Bayrağı tam göndere çekiyordu ki soysuzun dipçik darbesiyle yere düştü. Kalktı tekrar çekmeye çalıştı; bu sefer ayağına yediği kurşunla yere düştü.Biri sağ kolundan , öbürü sol kolundan tutan iki asker onu komutana götürdü.Üçüncüsü ise bayrağı söküp onun yerine paçavrayı taktı.Bayrağı ise komutana götürdü. Komutan askerin elinden ayyıldızı aldı:

-Bundan sonra bu, bizim bayrağımız değildir. Sadece bir bez parçası…

Bayrağı kasaturayla kesip çöpe attı.Bayrak ağlıyordu… Ağlıyordu şüheda… Gözleri dağlansaydı da görmeseydi, başı kesilseydi de bilmeseydi bayrağın çöpe atıldığını… Attıktan sonra ayağı yaralı gencin tuttuğu askerlere dönen komutan:

-Niye getirdiniz bunu?

-Bayrağı söküp biraz önce elinizde tuttuğunuzu takmaya çalıştı…

-Bunu da diğerleri gibi hücreye atın!

Askerler genci tam odadan çıkarmak üzereydi ki genç çok ani bir hareketle askerin tüfeğini alıp komutan denen şerefsize iki el ateş etti. Aniden ne olduğunu anlayamayan asker yumrukla genci devirdi.Yaralı kumandan için sağlıkçı istendi ancak komutan alnından vurulmuş ve çoktan ölmüştü. Askerler olayı üstlerine aktardı. Üstten gelen emirle başta bu genç olmak üzere tüm tutuklular asılacaktı! Çünkü bir subay öldürülmüş ve onlar da katliam için bahane aramaktaydı.İdam olacağını duyan genç sevinçle:

-Vatan, sana canım feda!..

Bir yumruk daha yedi. Ağzı, gözleri bağlandı; elleri ayakları kelepçeli halde hücreye atıldı.

Ertesi gün olduğunda şehir meydanına dar ağaçları kurmuş; tüm şehirliyi zorla meydanda toplamışlardı. Kapalı olan televizyonlar birkaç saatliğine bu meydanı gösterecekti. Çünkü ”Darbecilere karşı çıkılırsa ne olur?” sorusunun cevabı bu meydandaydı. Ülkedeki bütün tutuklular buraya getirilmişti.İlk olarak ”katil” genç, sonra diğerleri asılacaktı.Ve sonunda beklenen an geldi.

Elleri arkadan bağlanmış; boynunda kendini boğacak olan ip duruyordu.Bugün onun doğum günüydü; doğum gününde ölecekti.Ama sevinçliydi. Çünkü bu vatan için ölecekti.Askere:

-Son sözlerimi söyleyebilir miyim ?

Asker kafasını sallayarak onay verdikten sonra yüksek sesle konuşmaya başladı:

-Şimdi burada can vereceğim.  Ama üzülmüyorum. Çünkü bayrağım için can vereceğim… Rengini atalarımın kanından alan bu bayrak benim şerefimdir. İnsan şerefi için yaşar. Ben şerefsizce yaşamaktansa şerefimle öleceğim. Bu namussuzluğa daha ne kadar göz yumacaksınız? Şehit dedem bana sorduğunda ben bu bayrak için can verdiğimi söyleyeceğim. Peki siz bu soruya ”Ben korktum, bayrağımın ayaklar altına alınmasına göz yumdum…” mu diyeceksiniz? Bu topraklar için canlarını feda eden dedelerimiz bizim namertten korktuğumuzu, zalime göz yumduğumuzu görürse üzülmez mi?.. Haydi uyanın!.. Belki silahımız yok ama savaş mermi bitince değil; umut tükenince kaybedilir. Umudunu kaybetme! Neden korkuyorsun, sen bu vatanın evladı değil misin? Haydi, vatan seni bekliyor; bayrak seni gözlüyor! Yapamam deme! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!..

Sözü biter bitmez asker ayak bastığı tabureye vurdu. Vurur vurmaz oradaki insanlar askerlerin üstüne koştu.Televizyondan izleyenler bayrağını alıp kışlalara hücum etti. Halk ayaklandı. Her yer milletin tekbirleriyle, nidalarıyla yankılanıyordu. Darbecilerin üstleri yurtdışına kaçtı; diğerleri de teslim olmaktan başka çare bulamadı.Artık esaret bitmiş; istiklal tekrar kazanılmıştı.

Paçavralar sökülmüş; bayrak ait olduğu yere takılmıştı. Bayrak sevinçliydi; bayrak gururluydu… Gözler şanlı bayrağa bakmakta; diller ise şöyle demekteydi:

”Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.

Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal;

Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!..”

Murat Türkcan
Murat Türkcan

Latest posts by Murat Türkcan (see all)

Article Categories:
Hikaye Öykü

Comments to İstiklal

Leave a Comment

error: Yazı yazıldığı yerde, Ayasofya İstanbul\'da güzel...