Kas 11, 2017
158 Views
0 0

Hayal Hayat

Written by

Bugün kafamda bir mesele vardı anlatacağım. Kusuruma bakmayın, unuttum. Her şeyi çabucak unutan bir insan için doğal bir şey, aslında bu. Kendimi herkesten daha iyi tanıyan ben, kendime çok kızıyorum şu an. Belki siz beni affedebilirsiniz, fakat ben kendimi affedemem. Unutmamam gereken bir meseleydi. Öyle olmasaydı zaten, eve koşarak gelmezdim. Ve bunca ay sonra yazmak istemezdim. Neyse unuttuğum konuyu boşvereyim de bir şeyler anlatayım. Kusuruma bakmayın biraz duygu seline boğuldum. Bir şeyler anlatmam gerekiyor. Başlıyoruz.

Hayat biz planlar yaparken, bizim işin başka planlar yapıyor. Ne kadar istemesek de hayatın önümüze çizdiklerini yaşıyoruz. Bizim çabalarımız, kurduğumuz hayallerimiz ve geleceğe yönelik yaptığımız planlarımızdan başka şeylerle karşılaşıyor ve yaşıyoruz. Bunu anladığım zamandan beri hayaller pek kapılmıyor, geleceğe yönelik planlar yapmaktan kaçınıyorum. Ne kadar kendimi bundan arındırmaya çalışsam da yine hayat beni planlar yapmaya, hayaller üretmeye zorluyor. Artık hayallerim ve hedeflerim küçük. Belki gerçekleşse yaşadığım hayattan memnun olmayacağım planlar kuruyor ve böyle bir yaşantının hayalini kuruyorum. Mesela; İstanbul’dan Londra’ya değil, Bilecik’e gitmeyi hayal eder oldum. Çünkü nasılsa gerçekleşmeyecek, o zaman gerçekleşmediğine sevineceğim hayaller kurmalıydım. Arkadaş ortamlarında masalarda hayalimi söyleyince dalga geçilmesine de alıştım nasılsa. Onlar bana acıyor belki, belki de dalga geçiyorlar ancak bilmiyorlar ki asıl acınacak halde olanlar onlar. Gerçekleşmeyecek bir hayalini kurmak kolaydır, yalnız sonuçları çok acı oluyor. İnsan kurduğu hayallere kendini kaptırınca yaşadığı hayattan, hayatın karşısına çıkardığı yaşantıdan nefret ediyor. Hayatı zehir oluyor insanın. Ve insan bunu kendine kendisi yapıyor.

Hayallerimden çok zor olsa da seni çıkartmış gibiydim, Dünyamın En Güzel Kızı. Artık öyle bir duruma gelmişti ki hayallerim, orada yalnızca senin mezarın ve yanında takım elbisemle ve elimde çiçeklerle vardım, ben. Bu insanlık için küçük, benim için büyük bir başarıydı. Bu başarı sayesinde her şeyi düşünen, kafasına takan ben rahat biri olmuştum. Bir çok şey umrumda değildi. Çekingen ben, konuşkan olmuştum. Herkese bir şeyler anlatırken buluyordum kendimi. Mutlu değildim belki ama, hayatın bu koşuşturması içinde mutsuz da değildim. Nasıl hissettiğimi bilemeyecek kadar yoğun ancak içi boş gündemlerim olmuştu. Öyle bir yoğunluk yaşıyordum ki, kendimle konuşacak vaktim olmuyordu. Nasıl hissettiğimi bilmeyi geç hissin ne olduğunu unutmuştum. Sanki uyuşturulmuştu beynim ve kalbim. Bir robot misali yaşar olmuştum. Geleceğe yönelik planlarım, hayallerim yoktu ve plana ihtiyacım yoktu. Her adımını nereye atacağını planlayarak yaşayan bir adamdan, yıllar sonrasına bile plan yapmayan bir adam doğmuştu. Işık görünmüştü, kurtuluyordum. Belki de mutlu olmama ramak kalmıştı. Ancak görünen o ışık, karşı taraftan gelen trenin ışığıymış gibi klişe laflar etmeyeceğim, sevdiceğim. Gördüğüm ışığa doğru giderken çok talihsiz bir şey oldu. Herkese bir şeyler anlatmak ve anlattığın şeyleri önemsememek büyük bir sorun yaratabiliyormuş, bunu öğrendim.

Geçen Cuma günü saat 16:48 civarında yine birine bir şey anlatırken, birden ağzımdan; “Benim tek ihtimalim var, o da imkansız. Yani ihtimalim yok. O’nu en son 4 yıl önce görmüştüm ve en son konuşmamızın üstünden 6 yıl geçti.” dediğimi duydum. Ve bir anda rüyadan uyanmış gibi bilincim geri döndü. Ne yapacağımı şaşırdım. Elim ayağıma dolandı. Vücudumda bir elektrik hissettim, kafamdan ayaklarıma doğru inen. Etrafıma baktım. Nerede olduğumu anlamadım. Ben buraya nasıl geldim, dedim kendime. Hemen lavaboya gittim, aynadan yüzüme baktım. Sakalım ve bıyığım vardı. Bu ben değildim. Hayır, kendimi en son bıraktığımda böyle değildim. Aynada yabancı biri vardı sanki. Hemen yüzümü yıkadım, hala aynada yabancı biri vardı. Bu, bu ben değildim. İçeri girdim tekrar. İş arkadaşım; “N’oldu?” diye sordu. Bilmiyordum. “Sorumlu kim?” dedim. “Oğlum, manyak mısın? Sana ne oldu?” dedi. “Bilmiyorum.” dedim. Sorumlunun kim olduğunu öğrendim yanına gittim, bir sigara içmek için izin istedim ve aldım. Çıktım bir sigara yaptım. İki nefes aldıktan sonra ellerime baktım. Ellerim kirli, yaralı ve biraz tahriş olmuştu. Ellerimi de böyle bırakmamıştım. Hemen planlar yapmam lazımdı. En nefret etiğim ben, geri dönüş yapmıştı. Aha şimdi sıçtık işte, dedim kendime. Bir şey olmamış gibi içeri girdim ve sessizliğime devam ettim. Kendimi en son bıraktığım halimin suskunluğuna kendime yeniden gömdüm.

“Aklıma geldiğine göre ve sevmediğim halimde döndüğüne göre yakınlarda görüşeceğiz demektir.” Dedim kendime ve bu fikrime inanmaya başladım. Birkaç saat geçti mesai bitti, yürümeye başladığımda birden durdum. Ve bu fikrin gerçekleşmeyecek bir hayal olduğunu ve hayatın beni bu hayale kapılmaya ittiğini anladım. Mutsuzluğa itilmeye zorlanıyordum, yine hayatım mahvedilmeye çalışılıyordu, hayat tarafından. Bu tuzağa düşmeyecektim. Çünkü bu tuzağa defalarca düşmüştüm ve sonucunu çok iyi biliyordum. Konuşmalıydım, anlatmalıydım ya da susmalıydım… Hayır! Hepsini yapmalıydım, ancak hepsinin bir yeri vardı. Her şeyi yeri geldiğinde yapmalıydım. Yapmamam gereken en önemli ve tek şey düşünmemekti. Çok düşünmemekti. Önemsiz meseleleri düşünmemeliydim. Bütün dikkatimi tek bir konuya hedeflemeli ve sadece onu düşünmeliydim. Her şey bir şekilde yolunu bulurdu.

Hayallerim, hedeflerim ve gelecek planlarım küçük kalmalıydı. Ulaşılabilir, gerçekleşebilir olmalıydı. Gerçekleşmezse de üzülmeyeceğim hayallerim olmalıydı. Çünkü hayal kırıklığı insan hayatında kaçınılmaz sondur.

tarantino

Hayata bir türlü tutunamadık. Hep ince çizgilerle kaybettik. Belki de hiç kazanamadık. Ama çok sevdik. Sevilmeyi az da olsa tattık. Ancak hiçbir zaman sevdiğimiz kadar sevilmedik.

Latest posts by tarantino (see all)

Article Categories:
Deneme · Hayata Dair

Leave a Comment

error: Siz yazdıysanız, giriş yapıp düzenle sekmesinden kopyalayabilirsiniz.