Eki 13, 2017
153 Views
1 0

Fark(!)ında-mısınız?

Written by


Yıldızlar söndü. Ateş böcekleri bile uçmuyor. Ortalık zifiri karanlık. Belliki şafak yakın!
Kısa süre sonra ortalık aydınlacak.
Sis dağılacak.
Güneş yine ufuktan gülümseyerek yükselecek…
Biliyorum, Osho’nun “Dengeli Yaşamın Anahtarı” Farkındalık kitabını okumadıysanız; makaleye başlık olarak seçtiğim, “Frkında mısınız” sözcüğü birçoğumuza pek bir şey ifade etmeyecek.
Zira farkındalık anda yaşamakla eş değer bir eylem!
Hayallerden kurtulmak, zihinde vesveseye yer vermemek ve geleceği düşlememek gibi zor bir keyfiyet.
Bunu yapmak kolay mı?
Farkındalık kitabının yazarı Osho; zor, lakin imkansız değil diyor. Zoru başaran, anda yaşayan; zaten içindeki ışığa/ hatta güneşe ulaşmayı mutlaka başaracak.
Öyleyse, bizde millet olarak zoru başarmak mecburiyetindiyiz.
Zifiri karanlıktan çıkmaya, güneşin doğuşunu izlemeye mahkumuz.
Güneşin doğuşunu izlemek için NEMRUD dağına çıkmaya ihtiyacımız yok!
Şayet özümüze döner içimizdeki yıldızları görebilirsek; karanlıktan kurtulur, güneşin doğuşunu: Nemrut’a çıkmış gibi izler ve yaşarız.
Bu nasıl olacak diye soranları çok yakından duyuyor ve hissediyorum.
Elbette karanlığa sövmek yerine, ünlü düşünür Konfüçyüs’ün; “Karanlığa sövmek yerine bir mum da sen yak.” öğüdüne kulak vererek; önce kendimizi, sonra yolumuzu aydınlatacağız.
Hepimiz biliyoruz ki, kendimizi aydınlatmanın yolu okumaktan geçiyor.
Onun içindir ki, yüce kitabımız Kur’anın ilk emri oku!
Elbette bizi yaratan Allah oku emrini sebepsiz vermemiştir.
Bir çok ayette de aklımızı kullanmamızı emrediyor. Öyleyse aklı kullanmanın sırrı oku emrinde gizli.
İşte karanlığı aydınlatmanın yolu, güneşin doğuşunu Nemrut’a çıkmadan izlemenin kolaylığı ve farkında olmanın yolu da )okumaktan geçiyor.
Az kaldı şafağan sökmesine! Güneşin ufuktan yükselmesine! 29 Ekimden önce hep birlikte izleyeceğiz Hızır’ın gelişini. Hani “kul sıkışmazsa Hızır yetişmez” ata sözü varya; işte o gerçekleşiyor.
Türk milleti nefes alamıyor. Önünü görmüyor. Sanki şiddetli kasırgaya yakalanış gibi samanyolundaki kara deliğe doğru sörüklenip gidiyor. Telaşım sırf bu yüzden ve farkındamısınız diye sormam da ondan!

Kavlak Necati

Kavlak Necati

Güneşin doğuşu, Can Kuş'u nun Dünya'ya kanat çırpması ise,
Gün batımı da, açan güllerin solan yaprakları olmalı.
Her gün yeniden doğan, her gün yeniden ölen bir bedenin,
kafesinde çırpınıp durmak zor.
Doğduğum yöre de, taşlar topraktan daha çok.
dağında gökyüzüne, Çam ağacı yerine, Ardıç ağaçları uzanır.
Gövdesi ne tomruk olur, ne de kereste.
Kiriş diye uzatamasın onu duvarın üstüne.
Yanarken saman alevi gibidir, köz bırakmaz geride.
Büyürken fidanı su istemez.
Kışın yağan kar, ve Nisan yağmuru yeter yaşamasına. İğne yapraklarının arasında olur gılikleri.(meyve)
Önce yeşil, sonra siyah.
Acıdır tadı.
İlaç olmaz hiç bir yaraya.
İşte ben böyle bir kıraç toprağın üzerinde yeşermiş,
kökü kayaların altına uzana ağaç gibiyim.
Siz çınar da diyebilirsiniz, koyu gölgesi olan, Meşe'de. Kayın,gürgen zaten hiç olmaz bizim dağımızda.
Dereler kışın akar, yazın kurur.
Avşar'ın soylu kızları suyu kuyudan çeker kovayla.
Kulaçla ölçülür kuyunun derinliği.
Al yazmalı, beyaz tülbentli kızlar, aynayla haberleşir, yavuklusuyla.
Hala öylemi bilmem.
Ben gideli gurbet ele, değişmiştir belki, gelenek ve de töre. Belki orada da geziyordur, genç kızlar sevgilisiyle el ele.
Kim bilir?
Ben buyum işte.
Diğer kimlik bilgilerim kayıtlı nüfus kütüğümde.
İlim ilçem hepsi var.
Bence esas ben, bu satırlarda saklı.
Çözün çözebilirseniz,bu bir bilmece.....
Kavlak Necati

Latest posts by Kavlak Necati (see all)

Article Categories:
Deneme

Leave a Comment

error: Siz yazdıysanız, giriş yapıp düzenle sekmesinden kopyalayabilirsiniz.