Eyl 8, 2014
23037 Views
2 0

Baba ve Kan

Written by

Baba ve Kan

Herkes yanlış yerde doğmuştu belki de.

“Farklı yerlerde doğsam” hayalleri arasında kayboluyordu insanlar, arada bir aklımdan geçirmiyor değilim.
Sonra geçiyor işte.
Sabah oluyor yeniden, uyanıyordum. Bir ses ilişiyor kulaklarıma, her defasında şiddetini arttıran bağrışların nereden geldiğini tahmin etmem zor olmuyordu. Annem ve babamın odasına yaklaştıkça gürültüler kafamın içinde daha şiddetli yankılanıyordu. Yavaşça kapıyı araladım bıkmıştım kavgalarından, babam komodinin üstündeki parfüm şişelerini acımadan anneme fırlatıyordu. Hiçbir şey yapamıyordum, öylece donup kalmıştım. Suratlarına bakabiliyordum sadece, beş yaşında bir kız çocuğuydum çaresizdim. Annemin yüzüne daha dikkatli bakmaya başladım, sürekli gözlerini kırpıyordu. Gözyaşları dökülmek için fırsat kolluyordu sanki, her defasında telaş içinde açılıp kapanan göz kapaklarındaki hengâmeyi fırsat bilip akıyordu yaşlar.
Annem kollarına hiç allık sürmezdi.
Peki ya her yanında beliren kızarıklıklar neydi?
Babam sakal tıraşı olunca kanayan yerlere kan taşı denilen bir şey sürerdi.
Peki ya neden boynu kanıyordu?
Acıdan olsa gerek sürekli “sürtük” diye bağırıyordu anneme, suratına siyah pastel poya sürülmüş gibiydi. Tanrı ilgilenmiyordu olanlarla, bana ve bu eve bakmıyordu hiç. Beş yaşında bir kız çocuğuydum, ne yapmam gerektiğini kestiremiyordum. Kendimi birden annemin önüne attım. Durdu babam, “sürtüğün kızı çekil ” dedi. Sürtük nedir bilmiyordum, yanımıza yaklaştı annemin gözyaşlarından bir damla koluma düşmüştü, bitti sanıyordum. Kulak çınlatan bir sessizlik oldu, aklımdan az sonra anneme kahvaltıyı hazırlaması için yardım edeceğim geçiyordu. Ta ki babam annemin burnu üzerine koca bir yumruk atana kadar. Buraya kadar sınırlandırılmıştı hayal gücüm, yok olmuştu. Annem yere yığıldı. Babam odadan çıktı; hiçbir şey olmamış gibi, annemi dürtmeye başladım seslenerek her anne deyişimde bir cevap alamadığım için tedirginliğim artıyordu. Öldü sanıyordum annemi. Ağlıyordum deliler gibi “uyan” diyordum, “uyan kalk anne kalk” hayatım yıkılmıştı keşke babam ölseydi demiştim ilk defa, beş yaşındaki bir kızın masumiyetini yitirmesine neden olmuştu o adam.
Evde, ben ve öldü sandığım annem kalmıştık, başımı kollarının arasına yasladım yüzüm yüzüne dönük “ölülerden korkmam ki ben” diye geçiriyordum içimden, “beş yaşında bir kız çocuğu ölülerden korkar mı hiç?” diye sesleniyordu annem beynimin içinde, sarıldım gözlerimi kapattım yüzümde sıcak bir nefes hissettim ölüler nefes alamazdı, burun deliklerinden kan akmaya başlamıştı, kirpikleri hareket ediyordu. ”Kalk” dedim “anne kalk” gözlerini açtı bana sıkı sıkı sarıldı ağlıyordu, bağırıyordu, acı çekiyordu. Hemen kalkıp bir hastanenin acil servisinde aldık soluğu, aynı kokuydu. Annemin yerde yatarken yüzüme değen nefesi gibi kokuyordu etraf, uzun bir süre sonra annemin burnuna koca beyaz bir bant taktılar. Taksiye binerken “Anne, iyi misin?” diye sordum.
İyiyim diyememişti.
Konuşamamıştı.

Hava kararmıştı. O gece hiç bitmeyecek gibiydi, babam eve gelmemişti.
Mutluydum, üzgündüm ve güçlüydüm. Bütün gece sabaha kadar annemin yanında uyudum sarıla sarıla beş yaşında bir kız çocuğu nasıl sarılırsa annesine öyle. Odaya bir ışık doluşmuştu bir anda ardından gök gürlemesi, yağmur yağacaktı. Ölülerden korkmayan gök gürültüsünden korkar mı hiç? Hem annem yanımda o korur beni diye geçiriyordum aklımdan. Annem seslendi beynimin derinliklerinden “korkmaz tabi kızım hem kocaman oldun sen” diye.
Sabah olmuştu. Annem yanımda yoktu, telaşla bende kalktım evin içinde “anne” diye aramaya başladım. Balkona çıktım nihayet bulmuştum annemi ellerini demir parmaklıklara dayamış etrafı seyrediyordu ağzında sigarası.
Babam eve gelmeye başlamıştı. Fakat kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Babamın suratını incelemeye devam ediyordum. Acımasızlık damlıyordu sakalının üstünden annemin ise yaşlar. Birkaç gün sonra eve bir posta geldi. Annem zarfı açtı ve okumaya başladı. Kısa bir süre sonra donup kaldı.
“Anne ne oldu?” diye sordum.
“Gidiyoruz kızım.”
“Nereye” diye sordum habersiz.
“Teyzenin evine”
“Ne zaman”
“Birkaç haftaya kadar”
“Ne oldu anne” dedim.
Yüzüme baktı gözlerime.
“Babanla boşanıyoruz” dedi.
Beş yaşında bir kız çocuğu daha nasıl duygu karmaşalarına karışabilirdi ki?
Nasıl bilmezdi hangi duyguya sahip olduğunu? Rüyalarıma babam giriyordu her gece, kabusa dönüşüyorlardı. Ayrı yatıyorlardı artık, her gece ağlıyordu annem, her gece daha bir güçleniyordum daha bir büyüyordum.
Her gece aklıma geliyordu babamın nasihatleri;
“Büyüklerine saygılı olmalısın kızım, onlar hayat konusunda senden daha tecrübeliler. Yaşadıkları, gördükleri ve yaptıklarından faydalanman gerek ki büyüdüğünde senden küçükler de sana saygı göstersinler.”
Sevgiden hiç bahsetmemişti. Ben artık büyük olmak istemiyordum, evlenmek istemiyordum, saygı duyulmasını istemiyordum ve babamdan nefret ediyordum. Tıraş olurken sürekli onu izlememi isterdi. Yanına bir tabure koyar kollarımdan taşıyarak üstüne çıkarırdı. Tıraş köpüğünü burnuma sürerdi gülerdik. Hiç sevmedi annemi, artık beni de. O olaydan sonra tıraş olmadı, koca kalın bir sakalı vardı yanaklarında, yüzünde her yanında artık babam değildi sanki yabancı gibiydi. Her gün, bugün tıraş olur diye beklerken iyice çığırından çıkıyordu her şey. Eve erkek arkadaşlarını getiriyordu, ben ve annemi bir odaya kilitliyordu. Ev leş gibi içki ve sigara kokuyordu küfürler ediyorlardı. Bir ara babamın samimi arkadaşı Teoman amcanın sesini duydum sanki “Senin sürtükler ne yapıyorlar? Neredeler” diye soruyordu. Duyduklarıma inanamıyordum babam her şeyi anlatmıştı onlara; boşanma davasını, attığı yumruğu ve ettiği küfürleri, kahkahalar doluşuyordu evin içerisine. Her gün dua eden ben artık annem için benim için değil, bu evin içinde olanları görmesi için yakarıyordum Tanrıya, beş yaşında bir çocuk nasıl ağlarsa nasıl yalvarırsa öyle. Yatağıma geçtim düşünerek. Bir kabusa uyandım parıldayan bir adam vardı karşısında sakallı babam, bir yanda da kapı arasından bakan ben. Tanımadığım beyaz kıyafetli adam bizim eve girdiğinde kıyafetini bir çırpıda çıkardı ve ışıltısı bitti. Babam yanına geldi konuşmaya başladılar. Yine o korkunç kahkahalar artmaya başladı beş yaşında bir kız çocuğu nasıl gülemezdi artık, korkardı gülmelerden.

Nefes nefese uyandım annem terimi siliyordu. “Ne oldu kızım benim?” diye sordu. İlk cümlem şu oldu “ anne tanrı babamın arkadaşı.”
Annem şaşırmıştı,
“tövbe de kızım neden böyle düşündün?”
“Rüyama girdi anne ikisi yan yanaydı, her yerde parıldayan Tanrı, bizim eve gelince sönük kalıyordu. Babamla konuşup gülüşüyorlardı.”
Sustu.
Saçlarımı okşayarak “Sen yine de böyle düşünme” dedi.
İnanmayı, güçlenmeyi, korkmamayı annemden öğrenmiştim ben .
Annem kahvaltıyı hazırlamaya çıktı. Babamın artıkları bira şişeleri, çöpler etrafa dağılmıştı. Odasına gittim yoktu banyodaydı tıraş oluyor sandım. Yüzünü yıkıyormuş. Bir evde yabancı bedenler gibi yaşamaya başlamıştı herkes, bir aradayken hiç konuşmuyor gülmüyor uzaklaşıyorduk. Tüm gün düşündüm olanları, hiç durmadan o sahneyi canlandırdım aklımda; kavga edişlerini. Her gece olduğu gibi yabancılar tekrar doluşmuştu evimize biz yine kilitli kapı ardında. Uyuya kaldım bir rüyaya uyanmak gibiydi uyku. Babam sinekkaydı tıraşını olmuş “hadi hanım kahvaltı hazır değil mi?” diye soruyordu. Annem ellerinde kahvaltı tabakları “herkese günaydın” diyerek yakışıklı babamın yanağına bir öpücük kondurdu. Hep beraber aynı kahvaltı masasında muhabbet edip gülüşüyorduk. Babam her defasında “kızım bak tıraş oldum babanı öpmeyecek misin?” diye soruyordu. Annem babama sarılmış “kızım sen öpmezsen ben öperim hem bak baban sakal tıraşı olmuş” diyordu. Uykudan uyanmıştım. Aklımdan babamın sakal tıraşı olursa eskisi gibi mutlu olabileceğimiz geçiyordu. Annemin telefonundan saate baktım epey geç olmuştu. Mutlu olabilmemiz için babamı sakal tıraşı etmeye karar verdim ve odadan çıktım. Babamın odasına girdim leş gibi içki kokuyordu. Yavaşça tabureyi banyoya götürdüm, ses çıkarmadan usturayı aldım tıraş köpüğünü de, ama tıraş köpüğünü sıkamazdım ki sıkarsam sakalın üstünde dururdu yerine bıraktım. Babamın yanına geldim boynundan başlayacaktım tıraş etmeye yanaklar en son, zor olacaktı ama barışmamız için bunu yapmalıydım hem belki de ilk ben öperdim babamı sonra annem, artık ağlamak yok mutlu olmak vardı. Usturayı boynuna doğru yanaştırdım, ellerim titriyordu heyecanlanıyordum. Çok dikkatli olmalıydım uyanmamalıydı. Usturanın ucunu dikkatli bir şekilde boynuna değdirdim. Başını diğer tarafa doğru çevirdi. Hafif kan akmaya başladı. Babam tıraş olurken de kanıyordu bazen kan taşını almaya gitmedim, babam tıraş bitince kullanıyordu. Yüzü bana dönüktü kan akan yer altta kalmıştı diğer taraftan devam ettim tekrar, boynuna temas etti ustura yukarı aşağı hareket ettirmeye çalışıyordum sert kıllar arasında, babam birden kafasını hızlı bir şekilde diğer tarafa doğru çevirmişti. Ustura boydan boya gırtlağını kesmişti kan su gibi akıyordu. Banyoya doğru koştum kan taşını getirdim “al baba al” diyordum telaşla, her şeyi mahvetmişti.
Ayaklarını hareket ettiriyor fakat sesini çıkaramıyordu. Her yer batmıştı yarın annem ile temizleyecektik, babam bana kızacaktı, aklımdan bir sürü şey geçiyordu. Peçete uzattım babama almıyordu, çırpınıyordu yavaşlayan tempolarla. Annem geldiğinde çırpınması durmuştu, ellerim kırmızıya boyanmıştı . Odaya giren annem çığlıkları içerisinde “kızım ne yaptın sen?” diye bağırıyordu. Kıyamet kopuyor gibiydi, polisler, ambulans, komşular hepsi bizim evdeydiler. Üniforma giyen bir abla beni ve annemi odaya aldı.
“Anlat bakalım. Ne oldu?” diye sordu bana, her şeyi anlattım kavgayı olanları ve barışmaları için babamı sakal tıraşı etmeye çalıştığımı, ilk ben öpecektim dediğimi dün gibi hatırlıyorum. Üniformalı memur ağlıyordu, annem ağlıyordu. Sarıldılar bana ikisi birden, ben güçlüydüm beş yaşında bir kız çocuğu olan ben güçlüydüm ve korkmuyordum. Hem ben kandan korkmadım ki diye seslendim onlara, annem belirdi beynimde derinliklerde değil daha yakın “sen kocaman oldun kızım artık hiçbir şeyden korkmazsın” dedi.

Babam ölmüş, sonradan öğrendim. Bayıldı sandım annem de bayılmıştı, babam da öyle oldu sandım. Annemin burnundan kan akıyordu babamın boynundan, bayıldı sandım ölmüş. Babamı öldürmüşüm, kahkahalar yok, acılar yok, babam yok, beş yaşında bir kız çocuğunun nasıl katledilirdi masumiyeti? Nasıl küserdi gülmelere? Nasıl kururdu gözyaşı bezleri? Benim adım Gece ellerim bulandı kana .

Hatırlıyor musun baba? Olanları hatırlıyor musun?

Sanırım yaşlandım baba, bilmeden yaptığım bir şey beni günden güne eritiyor. Sen yoksun, annem yok, varlığım şaibeli, sen neler yaşadığımızı biliyor musun baba? Neler çektiğimizi. Geçmişte beş yaşında olan kız çocuğu büyüdü baba, sana doya doya sarılamadan senden nefret ederek büyüdü. Olanları anlattım baba. Hala seviyorum seni, aramıza katılman için sakal tıraşı edecek kadar. Katil olacak kadar seviyorum seni baba.
Bak yanındayım, siyah pastel boya ile boyanmış yüzün aklımdan gitmiyor. Al baba bu senin, o günden sonra çizdiğim her resimde yüzünü boyadığım beyaz pastel boya.
Ağlıyorum. Yalan söylemeyeceğim. Toprağına düşüyor yaşlarım, üzülmen için değil sevmen için.
Gözyaşlarım ulaştı mı yanına?
Hissettin mi beni?
Hissettiysen seversin, sev baba.
Artık güçlü de değilim hem, Tanrı hala aynı, görünmüyor da uzun zamandır. Ben duygularımı şekillendirmeye çalışırken kayboldum baba, yine sabah olacak, yine aynı şeyler, gülemezdim elimden bir şey gelmezdi, gülemezdim. Bir kitapta okumuştum balıkçılar balığa çıkmadan önce işleri rast gitsin diye “vira bismillah” diyorlarmış. Artık yatmadan önce vira bismillah diyorum rüyalarım rast gitsin diye.

Çalışmama yeni eklediğim kısa film amatör bir çekim ve gençlere ne kadar destek verilirse o kadar destekle yapılmıştır. Emeği geçenlere teşekkürler.

Ugur Can DURAL

Ugur Can DURAL

düzkazı,şiirimsi,şairimsi..
Ugur Can DURAL

Latest posts by Ugur Can DURAL (see all)

Article Tags:
· · ·
Article Categories:
Hayata Dair · Hikaye Öykü

Comments to Baba ve Kan

Leave a Comment

error: Yazı yazıldığı yerde, Ayasofya İstanbul\'da güzel...