Haz 20, 2017
49 Views
0 0

Anlatamam

Written by

20.06.2017 saat:09:58 itibari ile yazıya başlamış oluyorum. Bir önceki yazım gibi görünen; 12.06.2017 tarihli, “Ölümün İnce Çizgisi” isimli yazıyı hesabımdan giriş yaparak paylaşan değerli dostumun, yazısını okumam sonucunda bir iki kelam etmek istedim. Öncelikle değinmem gereken bir iki konudan bahsetmek gerekir. Yaklaşık son 1 haftadır aklımda buraya son bir yazı bırakıp, uzun zaman ara vereceğimi belirtmek isterim. Ya da şöyle demek daha doğru olur, “Ölümün İnce Çizgisi”ni okuyana kadar aklımdaki buydu ve yazacaklarım farklıydı. O yazıda nasıl ki “Anka Kuşu” mahlaslı yazarımız yazacaklarını istemeden değiştirdi, işte aynı şekilde benim bugün tesadüfen uzun zaman sonra buraya girip o yazıyı görmem ile birlikte benim de yazımı/yazacaklarımı değiştirmiş oldu.

12.05.2017 tarihinde bir yazı paylaştığımdan beri bu siteye ilk defa 20.06.2017 tarihinde giriyorum. Ve karşılaştığım manzara 12.06.2017 tarihinde bir yazı yazmış olduğumu görüyorum. Kafam karıştı ilk başta. Şoku atlattıktan sonra, aslında kendimden beklediğim bir hakaret olduğu için, kendimden şüphelendim. Bir gece yine sabaha bağlanırken uyanıp bir yazı yazmış olma ihtimalimi düşündüm. İhtimaller dahilindeydi. Zaten unutkan bir insanım, belki bu olayı unutmuş olabilirdim. Sonra açtım yazıyı okumaya başladım. Yazının başlığı, konusu, giriş kısmı, anlatılanlar, anlatılmak istenenler vb. hepsinde kendimi gördüm, defaatle okudum. Yazıyı çok beğendim, ancak bir sorun vardı ben bu kadar güzel yazamazdım. Ve hayatımda hiç Barış Özcan videosu izlemedim. Bu güzel yazıyı benim yazmama imkan yoktu. Her şey benim için netleşmişti, hesabım tanımadığım biriyle ortak bir hesap haline gelmişti. Peki, kızdım mı? Hayır. Aksine sevindim. Zaten ben uzun süreliğine yazmayı bırakacaktım. Yazmayı bırakacaktım derken, şunu belirtmek isterim. Yazmayı tamamen bitirmek istiyorum ama bunun mümkün olduğunu göremiyorum. Bu yüzden kendime bir söz verdim yazılarımı uzun bir zaman paylaşmama kararı aldım. Sanki sizin için çok mu önemli? Hayır, değil. Evet, biliyorum umurunuzda bile değil. Bu havan kime o zaman demeden siz, açıklayayım. Bunu sadece kendim için yapıyorum.

Yoruldum. Kalemle kağıda yazdıklarımı bilgisayar başına geçip tekrardan yazarak paylaşmak beni düşünce olarak ve ruhen yordu. Çünkü ben, yazdıklarımı okurken olayları kafasında yaşayan bir insanım. Unutamam biliyorum. Ne yaparsam yapayım geçmişimi unutamam. Ama yazdıklarım, yazılanlar… okuduğum her yazıda, her romanda, her hikayede bir şekilde bir şeyler hatırlatıyor. Bu kadar sık hatırlamak istemiyorum. Tükeniyorum. Acıya dayanmak sorun değilde, kendi kendini tükenirken görmek…

Söylemek istediğim, anlatmak istediğim o kadar çok şey var ki kafamda, anlatacaklarımdan birini bile doğru düzgün anlatamıyorum. Çünkü kendimi diğerlerini düşünmemekten alıkoyamıyorum. Kafamda karışıyor anlatacaklarım. Bir olayı anlatmaya başladığımda başka bir olayı nasıl anlatacağımı düşünürken buluyorum kendimi. Çünkü ben böyleyim, hiçbir işi tam yapamam. Her işi yarım bırakmaya alışmışım bir kere. Belki de kim bilir, bir işi yaparken başka bir işi düşündüğümden hiçbir işi tamamlayamıyorumdur. Ah, ne saçmalıyorum ben. Başa dönüp yazdıklarımı okumaya bile korkuyorum şu an. Ne de zormuş bilgisayar başında spontane yazı yazmak. Eski alışkanlıklarımı bir kereliğine bile değiştirmeyi bu yüzden sevmiyorum. Bu yazıyı da önce kağıda dökseydim ortaya daha düzgün, daha iyi bir yazı çıkardı. Anlatmak istediklerimin bir kısmını anlatabilirdim en azından. Hiç anlatamadım. Uykusuzluğumdan ya da bir şeylerin heyecanından olsa gerek. Olsa gerek. Hep bir şeylerden olsa gerek, diyerek geçiştirdiğime bakmayın ben de biliyorum beceriksiz olduğumu. Yazdıklarımın güzel olmadığını. İyi yazılar, iyi hikayeler yazamadığımı. Niye mi yazıyorum o zaman? İnanın bilmiyorum. Ben hayatta ne yaptığımı ya da ne yapmadığımı, neyi niye yaptığımı/yapmadığımı bilmiyorum. Hiçbir şey bilmiyorum. Kendimden küçük bir alıntıyla bu yazıya son vermeden önce “Anka Kuşu” mahlası iyiymiş, eğer sen okuyorsan istediğin kadar yaz, istediğini yaz bu hesaptan. Saygı duyar ve sevinirim dostum. Ancak benden buraya kadar. Hadi eyvallah.

“Saati, dakikaları, saniyeleri sayıyorum. Neden mi? Bilmiyorum.”

Hayata bir türlü tutunamadık. Hep ince çizgilerle kaybettik. Belki de hiç kazanamadık. Ama çok sevdik. Sevilmeyi az da olsa tattık. Ancak hiçbir zaman sevdiğimiz kadar sevilmedik.

Latest posts by(see all)

Article Categories:
Deneme

Leave a Comment

error: Yazı yazıldığı yerde, Ayasofya İstanbul\'da güzel...